Ana içeriğe geç
Rubelis
Rubelis
← Tüm yazılar

Kamerasız Bir Dalış

Pazar günü Sivriada’da, kamerayı bilerek tekneye bıraktım. Bir öğrencim için bu, sandığımdan çok daha fazlasını değiştirdi.

Kamerasız Bir Dalış

Pazar günü, Sivriada'ya giden teknede dört tanıtım dalışı öğrencim vardı. Aralarında biri, suyun altına inmekten hâlâ ciddi anlamda korkan ama buna rağmen her hafta sonu geri gelen biriydi. Üçüncü denemesiydi bu. Ve her seferinde, dalıştan önce sorduğu tek soru aynıydı:

"Hocam, videomu çekeceksiniz değil mi? Fotoğraflarımı alacaksınız değil mi?"

Suyun altına inmeden önce bile, aklı zaten oradan çıkmıştı — nasıl göründüğüne, kimin göreceğine, hangi kareyle paylaşacağına. Dalış henüz başlamamışken, dalış zaten bir başkasına aitti.

O sabah, teknede kimseye bir şey söylemeden bir karar aldım. Kamerayı bıraktım.

---

Platformun Kenarında

İlk sınavımız, teknenin platformundan suya atlama anıydı. Onun için bu, ufak bir adım değildi — aylardır biriktirdiği bir korkuyla yüzleşme anıydı. Acele etmedim. Ona zaman tanıdım.

"Kimseyi dinleme," dedim. "Gözlerini kapat. Hazır olduğunda derin bir nefes al, ve o nefesi vermeden kendini suya bırak."

Uzun bir bekleyiş oldu. Ama sonunda atladı.

O atlayışla birlikte, göremediğim bir şey kırıldı içinde — çünkü bir sonraki adım, suyun altına iniş, hiç olmadığı kadar rahattı. Platformdaki o birkaç saniyelik cesaret, onu suyun altına kadar taşıdı.

Gözlerin Açıldığı An

Dalış gerçekten güzeldi. Farkındalığı yüksekti — ilk kez etrafına *gerçekten* bakıyordu. Balıkları gördü. Renkleri gördü. Kayalıkların arasındaki o sessiz hareketi fark etti.

Ve sonra, bir anda, alışkanlık geri geldi.

Elini uzattı, kamerayı aradı. Bana döndü, sordu.

"Kamera yok," dedim.

Maskenin arkasında, gözlerinde bir hayal kırıklığı gördüm — küçük ama gerçek. Bir şey beklemiş, bulamamıştı. Ama üstünde durmadı. Dalışa devam etti.

"Neden Kamera Almadınız Hocam?"

Yüzeye çıktığında ilk cümlesi şuydu: "Harika bir dalıştı. Başardığım için çok mutluyum."

İkinci cümlesi ise: "Ama neden kamera almadınız?"

"Bugün bir şey yapmamız gerekiyordu," dedim. "Suyun altında kendinle baş başa kalman gerekiyordu. Bu dalışı başkaları için değil, kendin için yapman gerekiyordu. Ve bunu başardın. Kendin için başardın.

Eğer elimize kamera alsaydık, odağın yine başkalarına bir şeyler göstermeye giderdi. Ve belki de bu kadar güzel, bu kadar keyifli bir dalış yapamayacaktın."

---

Küçük Ekranın Bize Yaptığı

O pazar günü çıkardığım ders basitti, ama üzerimde uzun süre kaldı:

Bazen başkaları için yaşıyoruz. Başkalarına göstermek için dalıyoruz. Ve önümüzde sonsuz bir okyanus varken, gözümüzü bir kameranın küçücük ekranına dikiyoruz — dünyanın en geniş, en sessiz, en derin manzarasını, avuç içi kadar bir çerçeveye sığdırmaya çalışıyoruz.

O çerçeveye baktığımız her saniye, aslında oradan çalınmış bir saniyedir. Deniz oradaydı. Balık oradaydı. An oradaydı. Ama biz, ekrana bakarken, hiçbirinde değildik.

Rubelis Beyond'u kurarken sorduğumuz soru hep aynıydı: *Sertifikadan sonra ne olur?* Ama bazen bu soru daha basit bir haliyle karşımıza çıkıyor — kameradan sonra ne olur? Paylaşımdan sonra ne kalır?

O gün, o öğrencimin gözlerinde gördüğüm şey bir cevaptı: kalan şey, kimseye göstermeden yaşadığın andı. Kimsenin beğenmediği, kimsenin yorum yapmadığı, sadece senin gördüğün o balık sürüsüydü.

---

Sana Bir Şey Sormak İstiyorum

Bir dahaki dalışında, kamerayı bırakmayı dener misin?

Belki de, senin de suyun altında kırılması gereken bir şey vardır — göstermek isteğinin, görmek isteğinin önüne geçtiği bir an. Ve belki de, o kamerayı bir kez bırakmak, seni oraya, denizin asıl sana ait olan tarafına geri götürür.

Ben bir daha o öğrencimle dalışa girdiğimde, kamerayı yanımda getirmeyeceğim. En azından, o bunu bir kez daha, kendisi için istemeden önce değil.